Amerikada 100 Mama Markası Zehirli Maddler Tespit Edildi

Elocan75
Elocan75

1035 Puan

Merhaba bu bilgi doğrumu?

43 CEVAP

Sehrazad
Sehrazad

10732

@Elocan75


"Gecen kıs nd kullandgımda daha cok kaka yapıyordu hillsle günde 1 kere yapıyor bu konuda aklıma takıldı cevaplarsan sevinirim."


​
​Hill's ile N&D'nin lif fraksiyonları birbirinden farklı. Bundan dolayı dışkı miktarında ve sıklığında fark oluşması çok normal.
​Daha az kaka yapmak tek başına bir mamanın daha iyi olduğunu, daha sık kaka yapmak ise daha kötü olduğunu göstermez.
​Dışkıda form bozukluğu, cıvıklık veya anormal kötü koku yoksa, evladın kilosu stabil seyrediyorsa, ani kilo kaybı veya aşırı artış yoksa günde bir ya da iki defa kaka yapması bir sorun teşkil etmez.

Irmaakk
Irmaakk

3190

Şimdi bu araştırmaya göre şu daha iyi diyebileceğimiz bir marka var mı elimizde? Miniklerimize en iyisini sunmak için uğraşıyoruz fakat en iyisi olarak bildiğimiz marka bile bu konuda tam tersi çıkıyor🙄

Beril20
Beril20

338

@sehrazad hangi markaları önerirsiniz.

Sehrazad
Sehrazad

10732

@Beril20
Doğrudan bir marka önerisinde bulunamam. Evladın yaşı, kondisyonu, mevcut sağlık durumu ve kan parametreleri, bunların hepsi birlikte değerlendirilir.
Evladınızı en iyi siz tanıyorsunuz.
Genel bir prensip olarak yalnızca yavrularda büyüme evresine uygun, yetişkinlerde ise idrar yollarını ve böbrekleri yormayacak daha düşük ve dengeli bir mineral kül, fosfor, magnezyum oranı aramanızı tavsiye edebilirim.


Unutmayın; beslenme konusunda "en iyi" arayışı, çoğu zaman kedinin düşmanıdır.


Doğru mama, o evladın sindirimine ve biyolojisine en uygun gelen mamadır.

Sehrazad
Sehrazad

10732

@Irmaakk


Türkiye piyasasında düzenli ve güvenli şekilde ulaşabildiğimiz süper premium ve klinik segmentteki mamalar Hill's, Royal Canin, Virbac, N&D, Orijen, Acana, Advance vb zaten belli. Tek bir mucizevi mama arayışını çöpe atıp, bu ulaşılabilir markalar ve proteinler arasında 3–4 ayda bir kademeli rotasyon yapacaksınız.


Meseleyi aşırı uçlara çekmeden, gerçekçi ve uygulanabilir bir zemine oturtalım.


Aman balıkta ağır metal varmış, o zaman balıklı mamayı hayatımızdan tamamen çıkaralım!


Hayır, kesinlikle böyle bir yasaklama yok. Balıktan korkup kaçmak da en az tek bir markaya tapmak kadar büyük bir hata olur. Balık tüy deri bariyeri, eklemler, kalp ve beyin sağlığı için kedilerin muhtaç olduğu aktif Omega-3 açısından harika bir kaynaktır.Her kedi oral yolla balık yağı takviyesi konusuna sıcak bakmıyor malum.


Buradaki tek mesele süreklilik ve monotipik beslenmedir.
Kuru mamada balık tercih edebilirsiniz, bunda hiçbir sakınca yok. Tek kuralımız var: Döngüyü kırmak.
Kedinize 3–4 ay boyunca balıklı kuru mama yedirdiniz; harika, tüyleri parladı, omega desteğini aldı.
O paket bittiğinde, bir sonraki mama tercihiniz mutlaka tavuk, hindi gibi bir kümes hayvanı veya kuzu olmalı.
Kümes hayvanı döngüsüne geçtiğinizde vücut dinlenir, metabolizma balıktan gelen olası mineral ve mikro yükü seyreltir. Birkaç ay sonra canınız isterse yine balığa dönersiniz.


Üstelik Rotasyonun Hayati Bir Nedeni Daha Var. Gıda İntoleransı ve Alerjiler.


Yıllarca aralıksız aynı proteini mesela sadece tavuk ya da sadece somon tüketen "BAZI" kedilerin bağışıklık sistemi, bir süre sonra o protein molekülünü tehdit olarak algılamaya başlayabiliyor.
Her kedi için geçerli olmasa da.
Sürekli aynı proteine maruz kalmak kronik kaşıntılar, kulak iltihapları, tüy dökülmesi, kusma ve bağırsak hassasiyeti gibi gıda intoleranslarının en büyük tetikleyicisidir. Farklı proteinler arasında rotasyon yapmak, bağışıklık sisteminin tek bir antijene aşırı duyarlılaşmasını da engeller.


Sözün özü protein kaynakları ve markalar arasında tahıllı /tahılsız rotasyon yapın.

Sehrazad
Sehrazad

10732

Bu gün akşamüstü, geçmişte yaşanan mama skandallarını da konuşalım mı arkadaşlar, ne dersiniz? Ayarınızı biraz daha bozup iyice paranoyak yapayım mı sizi kendim gibi 🤣


Ne diyorsun Elocan, başlığını ablukaya almış oldum ama 😂

Poncimin
Poncimin

116816

Evet bu çalışma doğru. Fakat bu, test edilen 100 mama da 'zehirli' demek değil. Bu çalışma sadece mamalara karışan kirleticileri gösteriyor. Belgenin içeriğine bakarsanız: ürünler arası kirletici seviyelerini karşılaştırdığı, belirli bir ürünün kediye doğrudan "zarar verip vermeyeceğini belirlemediği" ifade ediliyor. Hemen felaket tellallığı yapmaya gerek yok. Zaten raporun kendisi de bir hakem değerlendirmesinden geçirilmemiş. Yani bunu bilimsel bir toksikoloji raporu olarak değil de, doğrudan halka açık bir tüketici rehberi olarak görebiliriz. Özellikle kullanıcı nezdinde dikkat edilmesi gereken noktalara değinmişler. Belgenin tam halini paylaşıyorum merak edenler bakabilir. Belgenin sonunda test edilen mamalar da mevcut: (Basılı tutup yeni sekmede aç diyerek dosyayı indirebilirsiniz)


https://cleanlabelproject.org/wp-content/uploads/clean-label-project-cat-food-study-2026.pdf


.


Bahsedilen başlıklara bakalım:


(1.) Test edilen 100 üründen 99'unda kurşun, 96'sında kadmiyum, 94'ünde arsenik tespit edildi. Bu zaten bilmediğimiz bir şey değil. Ağır metaller toprakta ve suda doğal olarak bulunduğu için mamalara geçmesi kaçınılmaz. Biz insanların tükettiği gıdalarda bile eser miktarda ağır metaller bulunuyor. Çevre kirliliğinin artması da bunun bir sebebi tabiki. Bilinen en iyi örneklerden biri Civa. Zamanında yine Clean Label Project ile başlayan, Champion Petfoods'un ağır metal davasını da başka bir konunun en aşağısında anlatmıştım, detaylı bilgi için mutlaka okuyup gelmenizi öneririm:


https://sosyal.petlebi.com/soru-cevap/218274-nd-kuzulu-yaban-mersinli-yas-mama-kullanan-var-mi


Gördüğünüz gibi ağır metallerden kaçınmak imkansız. Ki bunu sadece ben demiyorum, çalışmayı yapanlar da farkında. Clean Label Project'e göre artık asıl soru bir mamada ağır metal olup olmadığı değil, diğer ürünlere kıyasla ne kadar olduğu. Bu yüzden "ağır metal içeriyor mu?" sorusundan ziyade, sorulması gereken doğru soru "sınırları aşan ağır metal içeriyor mu?" olmalı. İşte burada da "hangi sınırlar?" sorunsalı ortaya çıkıyor, Clean Label Project'in işaret ettiği ama bir yandan da havada bıraktığı sektörel sorun bu. Bakın üst sınır yok değil var, fakat daha kapsamlı ve doğru bir sınır belirlenebilir mi derdi hakim. Champion Petfoods davasında bahsetmiştim, şuanda sektörde NRC ve FDA'nın ortak olarak belirlediği değerler referans gösteriliyor. Champion Petfoods'un paylaştığı White Paper belgesinde de bu değerler mevcut. Bunlar hakem değerlendirmesinden geçmiş resmi raporlar, dolayısıyla kesinlikle gözardı edilmemesi gerek.


Ancak şunu da söylemek lazım; yapılan ağır metal değerlendirmelerinin hepsi aynı hayvan üzerinde, aynı şartlar altında yapılmamış. Örneğin; Civa için kedilerde yapılan 2 yıllık çalışma sonucu FDA, 0.27 mg/kg sınırını belirlemiş. Kadmiyum için ise köpeklerde yapılan 8-9 yıllık çalışma sonucu 10 mg/kg sınır kabul edilmiş (kediler için de bu sınırı referans gösteriyorlar). Ancak konu arsenik olunca NRC, küçük hayvanlar üzerinden çalışmasını yürütmüş. Sıçanlarda 50 mg/kg toksik bulunurken, tavuklarda 100 mg/kg toksik bulunmuş. Buradan yola çıkarak; 12.5 ile 50 mg/kg arasındaki orta nokta olan 30 mg/kg değerini, kedi ve köpekler için makul bir üst sınır olarak "varsaymışlar". Fakat FDA, bu aralıktaki en düşük seviye olan 12.5 mg/kg'ın baz alınması gerektiğini savunmuş ve onu tercih etmiş. Liste böyle böyle devam ediyor, bazı metallerde domuz bazılarında ise çiftlik hayvanları üzerinden araştırmalar yapılmış mesela. Ancak burada şunu diyebilirsiniz neden sıçanlar için yapılmış bir çalışma kedilere/köpeklere uyarlanmış? Temeli şu aslında: örneğin bir vitamin tableti aldınız diyelim, arkasındaki dozaj kısmına bakarsanız genellikle kediler için günde 1 tablet, büyük köpekler için günde 2 tablet önerildiğini görürsünüz. Ürün yine aynı ürün ama köpeklere neden iki tane tablet verebiliyoruz? Çünkü köpek daha büyük, dolayısıyla tolerans sınırı daha yüksek. Aynı şekilde, ağır metallerde de küçük hayvan sınırı büyük hayvana uygulanırsa, büyük hayvan için de hayli hayli güvenli olacaktır mantığı geçerli. Tamam doğruluk payı olabilir ama kesinlikle eksik bir yaklaşım. Çünkü burada atlanılan konu maruziyet süresi ve birikme ihtimali. Ağır metaller vücutta birikebilir, vitaminlerle birebir aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak daha da önemlisi dediğim gibi MARUZİYET SÜRESİ. Örneğin; civa için 2 yıllık çalışma yapılmış, arsenik içinse kemirgenler üzerinden birkaç haftalık çalışmalar yapılmış. Ama bir kedinin ortalama 15 yıl yaşadığı düşünüldüğünde yapılan bu testlerin ne kadar eksik kaldığını görüyoruz. Uzun vadede belirsizlik hakim. Bu direkt sektörel bir sorun, yalnızca incelenen mama markalarına atfedilemez. Ki bu sorunu çözmek için Clean Label Project de somut bir adım atmıyor.


.


(2.) Balık bazlı mamalarda cıva seviyesi diğerlerinden yaklaşık 18 kat yüksek çıktı. Yine bildiğimiz bir konu. Deniz ürünleri kirleticilere daha çok maruz kalır, özellikle bizim aldığımız ton balığı konserverleri için bile uzmanlar arka arkaya tüketilmemeli uyarısını yapıyor. Çünkü civa riski var, deniz kirliliği artıkça bu ihtimal de artış gösteriyor. Diğer ağır metallerin adını belki de bir çoğumuz duymamıştır, ama civaya hepimiz aşinayız. İşin özü, balıklı mamalar ağır metal yoğunluğu bakımından daha yüksektir. Ama içerisinde %20 balık olan bir mamayla, %50 balık olan bir mamanın da ağır metal oranı aynı olmaz. İçerisinde ne kadar balık kullanırlarsa o kadar artış gösterme 'ihtimali' var. Dolayısıyla balıklı mamaları kendi aralarında karşılaştırırken, ne kadar balık içeriyor onu da göz önünde bulundurmamız, ona göre karşılaştırma yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Sonuçta %5 balık içeren mama da kendine balıklı diyebiliyor, %20 içeren de, %50 içeren de... Burada bence miktarı da önemli. Clean Label Project belgenin devamında, "protein kaynağının mama formatından daha belirleyici olduğunu" söylüyor. Kümes hayvanı bazlı ürünlerin %84,8’i kendi standartlarını karşılarken, balık/deniz bazlı ürünlerin ise yalnızca %25,7’si kendi standartlarını karşılamış. Bu konuya hak verebilirim. Çünkü eski forum başlıklarında da balıklı mamaların uzun süre kullanılmaması gerektiğini söylüyordum.


Sadece ağır metal riski değil, aynı zamanda protein kalitesi (daha doğrusu besin profili) bakımından da balıklı mama kullanmanın bazı kötü yanları olduğunu düşünüyorum. Bu biraz da kendi fikrim. Kümes hayvanları (tavuk, hindi, ördek, bıldırcın vb. hayvan türleri) protein kalitesi/besin profili açısından daha önde geliyor gibi. Bazı mama inceleme sitelerinde de sadece balık içeren ve balık dışında başka hiçbir et kaynağı içermeyen mamalar, içerik kalitesi puanlamasında bir adım daha geride olabiliyor. Cat Food DB sitesine göre bunun sebebi: balık bazlı proteinlerin tavuk, hindi, ördek veya dana eti gibi diğer kara bazlı protein kaynaklarıyla karşılaştırıldığında protein kalitesinin daha düşük kaldığı, ya da daha düşük kalmasa bile en azından bunlarla birebir 'eşit' de olmadığı yönünde. Kaynak:


https://web.archive.org/web/20250314122655/http://catfooddb.com:80/blog/fish-in-cat-food


Buna rağmen en çok tercih mamalar balıklı. Neden? çünkü omega değerleri yüksek, tüy sağlığına iyi geliyor, alerji için vs. diyorlar. Ancak tekrar ediyorum ben balıklı mamayla uzun süre besleme taraftarı değilim, bu benim görüşüm. Bakın mamada karasal hayvanlar ve balık karışık şekilde eklenmiş olabilir buna okeyim. Ama N&D Ocean, Acana Pacifica, Orijen Six Fish gibi SADECE balık içeren mamalar uzun süreli kullanılmamalı. Bir sürü sebebi var ancak bu belgede üzerinde durulan nokta, ağır metal konusunda riskler taşıyor. Clean Label Project konu hakkında şunu demiş: kedi sadece balık bazlı besleniyorsa, protein rotasyonu düşünülebilir.


.


(3.) Bitkisel içerik arttıkça glifosat yani tarım ilacı seviyesi artıyor. Paketteki ilk içerik her zaman mamanın gerçekte neyden yapıldığını göstermez. İçerik bölme yöntemi, bitkisel içeriklerin gerçek ağırlığını gizleyebilir. Aslında dolaylı yoldan, tahıllı yada fazla dolgu malzemeli mamalardan uzak durun demişler. Zaten yine sürekli olarak forumlarda anlattığımız şeyler, sadece bunu biraz daha detaylandırmışlar. Clean Label Project, bir mamanın ilk 10 bileşeni arasına eklenen her ekstra bitkisel içeriğin, glifosat (tarım ilacı) seviyesini yaklaşık %40 oranında artırdığını söylemiş. Bu ilaçlar da bilerek katılmıyor tabiki, bunlar da bir tür kalıntı. Türkiye'de bizim yediğimiz gıdalarda da bu sorun var. Özellikle son zamanlarda "Türkiye'den ihraç edilen taze biber, domates ve limon gibi onlarca tarım ürünü, yasal limitlerin çok üzerinde pestisit (zirai ilaç) kalıntısı içerdiği için Avrupa'ya alınmayarak geri iade edildi" haberlerini görmüşsünüzdür. Artık bunların ne kadarı pet food sektöründe kullanılıyor orası ayrı bir muamma. Ama kedi mamasındaki durum da buna benziyor: Mama ne kadar çok bitkisel içerik (tahıl, bezelye, patates vb.) içeriyorsa, o bitkilerin yetiştirilmesi sırasında kullanılan tarım ilaçlarının mama içerisine karışma ihtimali de o kadar artıyor. En azından Clean Label Project'in demek istediği bu.


İçerik bölme (İngilizcesiyle: ingredient splitting) yöntemi de bununla bağlantılı. Hatta daha öncesinde açtığım "Sanabelle İçerik Değişikliği" başlığında da bu konuya değinmiştim zaten. Konunun linkini paylaşıyorum, en aşağıda yazdığım yazıya bakınız. Olayı daha iyi anlamak için okuyup gelmenizi tavsiye ederim:


https://sosyal.petlebi.com/soru-cevap/213312-sanabelle-icerik-degisikligi


Kısacası aynı bitkinin farklı formları (Sanabelle örneğindeki pirinç, pirinç unu gibi) ayrı ayrı listelenerek, aslında ürünün çoğunluğunu oluşturan bitkisel yük etikette gizlenebiliyor. Böylece tüketici, ilk sıradaki eti görüp "bu mamanın bitkisel yükü az" diye düşünebiliyor. Başka bir örnek olarak Proplan Somonlu kedi mamasına bakabiliriz. İçeriği: "Somon Eti %15, Buğday, Buğday Glüteni, Mısır Proteini Unu, Kurutulmuş Somon Proteini, Hayvansal Yağ, Mısır, Mısır Grizi, Kurutulmuş Bitkisel Lif, Sakatat, Kurutulmuş Pancar Posası, Kurutulmuş Yumurta, Mineraller, Kurutulmuş Hindiba Kökü, Sakatat, Mayalar". Gördüğünüz gibi mamanın ilk içeriği sanki etmiş gibi gözüküyor fakat burada içerik bölme yönteminin en alası yapılmış. Buğdayı iki farklı formda (buğday, buğday gluteni şeklinde) yazmışlar. Mısırı ise üç farklı formda (mısır, mısır unu, mısır grizi şeklinde) yazmışlar. Dolayısıyla tamamen etiket oyunu.

Poncimin
Poncimin

116816

(!!!) Ayrıyeten konudan biraz sapabilir ama yeri gelmişken şundan da bahsetmek istiyorum: Taze etin ele alınış biçimi de bazen kafa karıştıcı olabiliyor. Mesela şunu hiç merak ettiniz mi? Hills Somonlu yavru kedi mamasının ilk içeriğinde tavuk ve hindi unu var, içerisinde yalnızca %5 somon unu bulunuyor. Ama nasıl oluyor da 'somonlu' olarak piyasaya sürebiliyorlar? Ya da aynı şekilde Sanabelle Alabalıklı kedi mamasına bakın. İlk içeriğinde tavuk var, içerisinde yalnızca %5 taze alabalık bulunuyor. Ama nasıl oluyor da 'alabalıklı' olarak piyasaya sürebiliyorlar? Öncelikle bu mamaların ingilizce ismine bakarsanız; "Hills Kitten with Salmon" yazıyor, "Sanabelle with Trout" yazıyor. Yani arada 'with' ibaresi var. İşte burada etiketleme kuralları devreye giriyor. AAFCO'ya göre with yazabilmek için o etten en az %3 oranında kullanmanız yeterli. FEDIAF'a göre ise with yazabilmek için bu oran en az %4 (biz daha çok Avrupa tarafıyla ilgilendiğimiz için FEDIAF'ı baz alıyorum). Tabi bunlar dışında farklı isimlendirme ibareleri ve şartları da mevcut, hepsine değinmiyorum. Fakat biz genel olarak Türkçeye çevirirken hepsine -lı ekini ekliyoruz: balıkLI, kuzuLU, tavukLU :) Oysa with ibaresi burada "eşliğinde" olarak çevrilebilir diye düşünüyorum. Çünkü "Hills somon balığı eşliğinde" dediğimizde, bunun mamanın ana proteini olmak zorunda olmadığını rahatlıkla anlayabiliriz. Ancak burada özellikle şu noktaya dikkatinizi çekerim: bu kuralda suyu veya nemi nasıl ele alacağımız hakkında bir kıstas yok! Şimdi bakın Hills Kitten Somonlu mamasında %5 somon unu var. Sanabelle Alabalıklı mamasında da %5 taze alabalık var. Yani ikisinin de miktarları aynı, öyle değil mi? HAYIR DEĞİL. Hills daha fazla balık içeriyor. Ama nasıl? Çünkü Sanabelle bunu taze et olarak eklemiş, Hills ise un olarak eklemiş. Burada un kullanımını tasvip etmiyorum, sadece taze etin su oranına odaklanın istiyorum. Taze et, doğası gereği yaklaşık %70-75 oranında sudan oluşur. 'Taze et' diyoruz ama kuru mama haline getirilirken ısıl işlemden geçiriliyor, geçirilmesi gerek. Bu aşamada içerisindeki suyun büyük bir kısmı buharlaşıyor. Yani büyük kısmı sudan oluşan taze etin suyu gittiğinde, geriye hem daha az miktarda ürün kalıyor hem de daha az konsantre bir protein kalıyor. Örneğin; Chedy kedi mamasına bakın, kurutulmuş tavuk %4 yazıyor ama hemen altında bunun %16 taze tavuğa eşdeğer olduğu yazıyor. Aynı şekilde Nature's Variety kedi mamasına bakın, kurutulmuş havuç %0.5 yazıyor ama hemen yanında bunun %4 taze havuca eşdeğer olduğu yazıyor. Çünkü kurtulduğunda içerisindeki su gidiyor ve elimizde daha yoğun bir hammadde kalıyor. Tam da bu noktada, bazı firmalar çeşitli kurnazlıklar yapabiliyor. Örneğin; Sanabelle'nin mamasına eklediği %5 taze alabalık suyu gidince %1-%1.5 kurutulmuş alabalığa anca denk düşüyor, kurutulmuş haliyle yazıp ekleselerdi kurala uymazdı. O zaman miktarını yükseltip "%5 kurutulmuş alabalık" şeklinde eklesinler diyebilirsiniz (ki bu da yaklaşık %20 taze alabalığa eşdeğer), ancak bu sefer de daha fazla balık temin etmeleri gerekecek. Yani firma gözünden bakarsanız daha fazla maliyet! Sonuçta %5 taze alabalık nerdee %20 taze alabalık nerde... İşte bu yüzden içeriğe "TAZE alabalık %5" şeklinde ekliyorlar ki hem %4 kuralını sağlasın alabalıklı olarak piyasaya sürebileyim diyor (hatırlarsanız bu kuralda su veya nem konusunda bir şart yoktu!), hem de daha az balık kullanmış olurum ve maliyetten kaçınırım diyor. Biraz karışık oldu ama umarım anlatabilmişimdir. Dolayısıyla içeriğin başlarında taze et görmek iyi bir şeyken, listenin ilerisine doğru gittikçe taze et görmek sanıldığı kadar olumlu olmayabilir. İçeriğin 7-8. sırasında taze et görmek yerine, gerilere doğru gittikçe kurutulmuş et görmeyi tercih ederim şahsen. Tabi kesin bir hüküm vermeden önce, mamaların komple içeriğine de bir bakmamız gerek, orası ayrı. Taze ete ben de zamanında çok önem veriyordum ama artık tek kıstasın bu olmadığını anladım. Ki firmalar kendilerince bir pazarlama hilesi olarak da bunu kullanabiliyor.


Peki o zaman taze etin hiç faydası yok mu? Var tabiki. Bir kere baştan bakarsak, en az işlem görmüş et ürünü. Kesim işleminden sonra et alınıyor, mamaya ekleniyor. Sonrasında mamanın üretiminde ısıl işlemden geçerek suyunu kaybediyor. Bizim bildiğimiz şey, taze etin yaklaşık %70'inin su olduğuydu ve şimdi bunu kaybetmiş oldu. Böylece taze etin içerikteki ağırlığı azaldı, yani mamadaki konsantre protein seviyesi nispeten düşük kaldı. Fakat yine de burada şu iyi yönünü görebilmemiz lazım: "daha az işlemden" geçti ve "depolarda uzunca süreler bekletilmedi". Evet proteini düşük olabilir ama daha az işlem görmesi sayesinde içerisindeki vitaminleri ve aminoasitleri en iyi şekilde korudu. Doğal aromasını, lezzetini en iyi şekilde korudu. Sindirilebilirliği ve yararlanımı arttı. Sonuç olarak; biyolojik değerleri yüksek, lezzetli, sindirilebilirliği kolay ama protein açısından nispeten daha düşük bir ürün oldu.


Kurutulmuş et bu işin neresinde kalıyor? Aslında kurutulmuş et, arada en cazip kalan seçeneklerden biri. Baktığımızda, etin mamaya konmadan önce suyu uzaklaştırılıyor kurutulmuş et oluyor. Ardından mamaya ekleniyor, ki burada mama üretilirken de yine bir miktar ısıl işlemden geçiyor. Evet taze etin direkt konulmasına göre bir adım fazla işlem görüyor. Fakat yine de sanıldığı kadar fazla aminoasit ve besin maddesi kaybetmiyor, yine büyük bir çoğunluğunu koruyabiliyor. Üstelik taze ette olmayan daha konsantre, yoğun bir protein kaynağına da sahip olabilmiş oluyoruz. Taze ete yakın derecede besinsel olmasına rağmen taze etin, proteindeki o eksik yanını gidererek bu boşluğu dolduruyor. Burada en üst şekilde besin değerini koruyan yöntemlerinden biri, "Dondurarak Kurutma (freeze-dried)" yöntemi. Öncesinde Acana ve Orijen kedi mamalarında da "dondurularak kurutulmuş ciğer" içeriği vardı. Ancak Mars'ın satın alımından sonra içerik değişikliği ile bu madde içerikten çıkarıldı. Çıkarılmasının sebebini daha maliyetli görmelerine bağlıyorum, çünkü freeze-dried yöntemi gerçekten daha maliyetli. Ki kuru mamalarda daha az kullanılıyor, genelde et ödül mamalarında bu yöntem tercih ediliyor. Geri kalan yöntemleri de ayrı ayrı belirtmek yerine "dehydration" işlemleri başlığı altında toplayabiliriz. Yani asıl amacı zaten etin içeriğe konmadan önce kurutulması, suyunun alınması. Kuru mamalarda çokça kullanılıyor. Yalnız besin değerlerini ne kadar koruyabiliyor derseniz; o da üreticinin nasıl ve ne kadar ısıda, sürede kuruttuğuna bağlı olarak değişir. Kimi üretici buharda pişirme teknikleri kullanıyoruz diyor, kimisi ise şu şu sıcaklıklarda pişiriyoruz diyor. Örneğin Happy Cat, 125 derece sıcaklıkta 22 dakika boyunca kuruttuklarını belirtiyor. Kimisi ise nasıl kuruttuklarını hiç belirtmiyor. Sonuçta aşırı sıcaklığa maruz kalmadan, düzgün ve kaliteli yöntemlerle kurutulmuş olan etler, hem besinsel değerlerini ve sindirilebilirliğini büyük oranda korur, hem de taze etin zayıf olduğu protein ihtiyacını iyi bir şekilde karşılar. Yani taze eti tamamlayıcı nitelikte olur.


Şöyle çok basitinden bir karşılaştırma yapalım. Bir tarafta %45 taze etli bir mama var, diğer tarafta ise %20 kurutulmuş etli bir mama var diyelim. Mamalarda başka herhangi bir et kaynağı da bulunmuyor diyelim. Direkt ilk baktığınızda taze etli olan mama, et içeriği yüksek dolayısıyla protein açısından da yüksek olacakmış gibi durabilir. Fakat dediğim gibi üretim işleminde, büyük çoğunluğu sudan oluşan taze etin su içeriği buharlaşıyor, tabi bu değişken ama neredeyse 3 kat azalıyor diyebiliriz. Ve böylece %45 taze et, su içeriği çıktığı için yaklaşık %15 kurutulmuş ete denk düşüyor diyebiliriz. Sonuca bakalım %15 kurutulmuş et mi daha yüksek protein içeriyor, yoksa %20 kurutulmuş et mi? Şimdi baktığımızda işler değişti. Üstelik bu sorudan daha önemlisi; taze et olan mama, %15 kurutulmuş ete ve bunun protein değerine ulaşabilmek için içeriğinin %45'lik kısmını kullanıp doldurmuş oldu. Toplam %100 olması gereken içerikten geriye az bir alanı kaldı. Mamalarda belli bir miktarda kullanılan karbonhidrat kaynaklarını, doldurma ürünleri ve diğer içerikleri de eklediklerini düşünelim. Et içeriğini yükseltecek alanları pek kalmıyor, kaldı ki biraz daha koysalar bile protein seviyesi yine düşük kalabilir. Öbür taraftan %20 kurutulmuş et içeren ikinci mama, içeriğin daha az kısmını doldurarak aynı protein seviyesini yakaladı. Hatta ne aynısı, belki daha da yüksek bir protein seviyesine bile ulaştı. Ve bunu sadece içeriğin %20'sini doldurarak yaptı. Geriye kalan kısımda diğer içerikleri eklese bile daha çok alanı var. İsterse kurutulmuş et içeriğini %50'lere bile yükseltebilir. Taze et içeren mamanın bu protein seviyelerine ulaşması zor olacak. Son olarak, ikisini aynı oranda tutup şu basitlemeyle bakalım. %50 taze et, 1-2 tavuktan oluşuyorsa; %50 kurutulmuş et, yaklaşık 4 tavuktan oluşuyor diyebiliriz. Konsantre protein dediğim şey bu, aynı oranda tutsak bile kurutulmuş et daha yoğun proteine sahip oluyor. Bu yüzden, en doğru tercih taze et ve kurutulmuş etin kombine bir şekilde eklenmesi olur. (Tabi bütün bu yaptığım karşılaştırmada kullanılan etin kalitesi de önemli, üretici firma arkaplanda etin hangi kısımlarını kullanıyor bu da kaale alınmalı).


Bu arada kedilerin doğal yaşamında taze et en iyisi olabilir. Çünkü bir yandan almaları gereken nem ihtiyacını da karşılıyor. Fakat burada ürettiğimiz şeyin 'kuru' mama olduğunu unutmayın lütfen. Ha kuru mama yapımında kullanılan taze et de, buharlaşırken mamaya bir miktar nem kazandırıyor bu doğru. Örneğin; Virbac taze et içermiyor, içerisindeki nem %5,5. Hills taze et içermiyor, nem oranı %6. Öte yandan taze et bulunan Acana, Fitmin, Sanabelle gibi diğer mamalarda nem seviyesi %10'a kadar çıkıyor. Tabi bu tek başına taze etten değil de, içerisine eklenen taze meyve-sebze gibi ürünlerin suyundan da gelebiliyor. Yine de %10 nem, kediler için fazla ya da yeterli gözükmesin. %5-6 nem "çok çok düşük seviyede" kabul ediliyorsa, %10 nem burada ancak "çok düşük seviyede" olabilir o kadar, daha ötesi yok. Görüldüğü üzere nem değerleri orta seviyeye yakın bile değil. Taze hammadde içeren kuru kedi mamalarında genellikle %10 nem seviyesini görebiliyoruz. Peki neden nem seviyesini daha da artırmıyorlar? Çünkü burada devreye ürettiğimiz şeyin "kuru" mama olduğu gerçeği geliyor. Nem seviyesini artırmak, mamayı gitgide daha da lapa hale getirecek, şekil vermesi zorlaşacak dolasıyla artık kuru mama tanımına girmekten uzaklaşacak. Ayrıca kuru mamaları tercih etmemizin önemli sebeplerinden biri olan uzun raf ömrü özelliğini de kaybedecek. Nem yüksek olunca küflenme, bayatlama, bozulma fazla olacak. Bir de paketin ağzının açılıp havayla temas edeceğini düşünürsek oksitlenme başlayacak, bundan ötürü bozulma iki kat artacak. Depolanması, saklanması zor bir hale gelecek. O yüzden kuru mamalarda nem içeriği, kuru mamanın doğası ve üretimi gereği belli bir seviyeden yukarıya çıkarılamıyor.


.


Bazı ek kaynaklar:


https://m.youtube.com/watch?v=Cqpi7tP_ZgU


https://ie.happydoguk.com/pages/dry-dog-food-fresh-meat-vs-dried-meat


https://marleybones.com/blogs/news/what-does-high-meat-content-mean-dog-food-label


https://kb.catfoodcentral.co/dried-meat-vs-fresh-meat


https://www.frontiersin.org/journals/animal-science/articles/10.3389/fanim.2023.1292658


https://pawmeal.com/how-to-read-pet-food-labels

Poncimin
Poncimin

116816

Bir de son olarak şu açıdan bakalım: Clean Label Project ne kadar güvenli, tarafsız ya da şeffaf? Araştırdığımda gördüğüm kadarıyla sektörden gelen bazı eleştiriler var. Örneğin, Bsmpartners ve PFI gibi kaynaklar Clean Label Project'e şüpheyle yaklaşmış. Gelen eleştirileri maddeler halinde ayırdım.


.


Gelen eleştiriler:


(1.) Öncelikle herhangi bir üst limit sınırından ya da referans noktasından bahsetmemişler. Yani yukarıda bahsetmiştim, NRC ve FDA tarafından belirlenen eşik sınırlarıyla ilgili herhangi bir karşılaştırma yapmamışlar. Üstelik kendileri hakem değerlendirmesini atlarken, NRC ve FDA gibi kuruluşların hakem değerlendirmesini yaptırıp bilimsel bir çalışma sunmasına rağmen, sonuçları bu değerlerle karşılaştırmamışlar. O zaman bunları kafanıza göre nasıl değerlendirdiniz diye soruyor insan? Yani kendi oluşturduları bir "saflık standartı" varmış da ona göre değerlendirme yapıyorlarmışmış. Fakat kime göre neye göre yaptınız bu standartı? Kim onay verdi? Kimse bilmiyor. Ki neye göre yüksek kabul edildiğini kendileri de izah edemiyor zaten. Çünkü bir referans noktası, kıstas değeri ya da herhangi bir üst tolerans limitinden bahsetmemişler. Ürünleri yasal bir sınıra dayandırmaktan ziyade kendileri arasında karşılaştırmışlar. Yani "Bu mamada 0.5 ppb kurşun var, bu yasal sınırı aşıyor" demiyorlar da. "Bu mamada 0.5 ppb kurşun var, elimizdeki diğer mamalarda yaklaşık 0.1 ppb kurşun vardı, o yüzden bu ürün kirlidir" diyorlar. Ama "bu miktar kediler için gerçekten toksik mi?" sorusunu cevaplamıyorlar. Ee şunu da sorabiliriz o zaman, bu elinizdeki mamaları neye göre seçtiniz? Bir sürü eksik mama var, neden illa bu mamalar seçildi? Kriterleriniz ne oldu? Madem kendi aralarında değerlendiriyorsunuz o zaman bu seçtiğiniz 100 mama cidden piyasayı değerlendirmeye yeterli düzeyde mi? Yani anlayacağınız bilimsellikten uzak bir çalışma.


.


(2.) Ürünlerin yalnızca tek bir üretim partisini, tek bir numunesini test etmişler. Özellikle bilimsel bir çalışmada, mamaların kalitesini belirlemek için farklı tarihlerde üretilmiş birden fazla parti test edilir ve buna göre istatistiksel bir ortalama çıkarılır. Mesela en başta paylaştığım Acana-Orijen ağır metal davasında Champion Petfoods'un sunduğu çalışma bilimsel şartlara daha çok uyuyor. Kendileri 2014-2017 yılları arasında, 3 yıl boyunca olan test verilerini kullanmış ve buna göre istatiksel bir ortalama çıkarmış. Clean Label Project ise bunu yapmamış. Direkt markete gitmiş ürünün tek bir partisini alıp teste sokmuş. Ama ürünün tek bir paketinde ağır metal değerinin yüksek çıkması, markanın yıllar içindeki tüm üretim bandının kirlenmiş olduğunu kanıtlamaz. Bunu önceki madde de dile getirmiştik.


.


(3.) Ham veriler ve laboratuvar testleri gizli tutuluyor. Yani ayrıntılı ham laboratuvar verilerini paylaşmıyorlar. Örneğin; hangi ürün partisinin, hangi güvenilir yöntemlerle test edilip edilmediği, ve buna ek olarak organik/inorganik olmak üzere hangi türünün ele alındığı gibi veriler, hem ilgili firmaya hem de kamuoyuna açıkça sunulmamış. Sadece kendilerince bir yıldız değerlendirme sistemi ve özetinden bir bilgi paylaşımı yapmışlar o kadar. Yani işin özeti Clean Label Project, ürünlere yıldız vererek sıralıyor ama laboratuvardan çıkan kesin miligram sonuçlarını ayrıntılı bir liste olarak bizimle paylaşmıyor, şeffaflık eksik. Yani sonuçta raporu doğrulamamız için önce verileri görmemiz gerekmez mi? Yoksa biz nasıl güveneceğiz size? Ne ilgili üretici firmayla ne de bizimle bu ham değerleri paylaşmıyorlar.


.


(4.) En temel sorunlardan biri de, çalışmanın hakem değerlendirmesinden geçirilmemiş olması. Clean Label Project kendi sayfasında hakem değerlendirmesi kullanmadığını, yalnızca tek bir laboratuvara (Ellipse Analytics) güvendiğini belirtiyor. Hakemlik sürecini zamandan tasarruf etmek için atladıklarını söylüyorlar. Ama sektördeki kişiler de tam tersine, çalışmanın doğruluğunu kanıtlamak için hakem değerlendirmesinin şart olduğunu söylüyor. Hakem değerlendirmesi, araştırma yayınlanmadan önce tarafsız uzmanlar tarafından araştırmanın bilimsel bir filtreden geçirilmesidir. Uzmanlar laboratuvar yöntemlerinin doğruluğunu, verilerin manipüle edilip edilmediğini ve varılan sonuçların ham verilerle uyuşup uyuşmadığını denetler. Fakat Clean Label Project daha hiçbir değeri şeffafça paylaşmıyor ki hakemlik değerlendirmesine soksun...


.


(5.) Para karşılığında sertifika programı sunmaları. Özellikle bu konuyu araştırdığımda şu olay karşıma çıktı: Nature Made markasının sahibi Pharmavite LLC, 1 Eylül 2020'de Clean Label Project'e yolsuzluk ve dolandırıcılık manasına da gelebilen RICO davası açmış. Şirket, Clean Label Project'in iş modeli olarak şu 3 adımı kullandığını iddia etmiş:


—Not sistemi uydurmak: Kâr amacı gütmeyen kuruluş görünümü altında, resmi standartları hiçe sayan, öznel ve şeffaf olmayan bir "saflık" notlandırma sistemi kuruyorlar.
—Sahte bağımsızlık yaratmak: Bu kuruluşu, sözde "bağımsız" ama aslında kendi kontrolündeki bir laboratuvara ortak yapıyorlar.
—Para karşılığı temiz göstermek: Daha sonrasında Clean Label Project sektörün büyük bir kısmını "zehirli" ilan ederek devasa bir tüketici paniği yaratıyor. Ardından, kendi belirledikleri standartları geçen markalara ücretli "Purity Award" (Saflık Ödülü) sertifikası satıyorlar. Yani o laboratuvarın sonuçlarını kullanarak, ücret ödeyenlere "sertifika" vermek; ödemeyenlere kötü not yayınlamak ve "kirli ürün" iddiasıyla dava açmamak için milyonlarca dolar talep etmek gibi bir yaklaşımı benimsediklerini söylüyorlar.


Ayrıca aynı ürünün farklı boyutlarına farklı notlar verdiklerini de gözlemlemişler: Nature Made Prenatal Multi'nin 90'lık versiyonuna "D+" verilirken, 250'lik versiyonuna ise "C+" notu verilmiş. Bu durum, derecelendirme sisteminin ne kadar tutarsız ve keyfi olduğunun bir göstergesidir demişler. Devamında, belirledikleri saflık notlandırmasını bile tutarlı bir şekilde uygulamadıklarını söylemişler. Clean Label Project'in "Purity Award" verdiği SmartyPants markasının ürünlerinde, Nature Made ürünlerinden daha yüksek seviyelerde kurşun ve kadmiyum bulunmasına rağmen, Nature Made "kirli" ilan edilmiş. Peki bu davanın sonucu ne oldu derseniz, taraflar arasında yapılan bir uzlaşma sonucu dava kapatılmış. Ancak uzlaşmanın mali detayları kamuoyuna açıklanmamış. Yani Clean Label Project'in uzlaşmak için Pharmavite firmasına herhangi bir ödeme yapıp yapmadığı veya herhangi bir taahhütte bulunup bulunmadığı bilinmiyor. Dava iki tarafın uzlaşmayla kapandığı için Clean Label Project'in hukuken suçlu olup olmadığı da kanıtlanamamış oldu.


.


(6.) Düşük puanlı mamalardan bile A ma zon üzerinden komisyon alıyorlar iddiası. Petfood Industry'nin 2017 tarihli haberine göre Clean Label Project, en düşük puanlı mama markaları için bile A maz on. co m'a yönlendiren bir "Satın Al" butonu koymuş. Bu sayede yapılan satışlardan %4 komisyon alıyorlar. Yani işin özeti; kendileri bir ürünü kirli veya düşük puanlı ilan ediyor, ancak aynı sayfada o ürünü A ma zon'da satın almanız için bir buton da bulunuyor. Bu durum, "madem bu ürün sağlığa zararlı, neden satın alma linki koyuyorsunuz?" sorusunu akıllara getiriyor. Forumdaki kullanıcılar bunu şu şekilde değerlendirmiş: Clean Label Project yarattığı paniğin trafiğinden para kazanıyor. Yani bir ürünü "kirli" ilan edip, aynı sayfaya o ürünü satın alma linkini koyduklarında, tüketici "Bu zehirli mama neymiş, ben bundan mı almışım?" diye tıklıyor. Kullanıcı o linke tıkladığında 24 saatlik çerez yerleşiyor ve Clean Label Project, o süre içinde yapılan tüm A ma zon alışverişlerinden komisyon kazanıyor. Clickbait ve korku yaratma yoluyla gelir elde ettiklerini söylüyorlar. Tabiki bu bir iddia ve söylem. Clean Label Project bu eleştirilere karşı şu argümanları sunmuş: Biz üketicilere tüm ürünleri (iyi veya kötü) karşılaştırma ve bilinçli seçim yapma özgürlüğü sunuyoruz. Yani bir bakıma farkındalık sunuyoruz; biz sadece bilgiyi sağlıyoruz, kararı tüketicinin kendisi veriyor. Ayrıyeten devasa mama sektörü düşünüldüğünde, bağımsız bir kuruluş olarak aldığımız bu %4'lük küçük komisyon mu gözünüze battı? diyorlar. Artık hangi taraf haklıdır tercih size kalmış.


.


(7.) Geçmişte yaşanan tutarsızlıklar ve yersiz korku yaratma girişimleri. Clean Label Project 2017 yılında; 499 farklı bebek maması örneğini, 102 farklı kimyasal madde açısından test edip bir rapor yayınlamış. Sonucunda raporun manşetlerinde çarpıcı ifadeler kullanmışlar: "Bebek mamalarının %80'inde arsenik bulundu!" Haliyle bu haber başta birçok medya kuruluşunda paniğe yol açmış. Ancak daha sonra Clean Label Project, Snopes'a yaptığı açıklamayla verilerin abartılı olarak değerlendirildiğini kabul etmiş. Test edilen bu 102 maddenin 98’i için medyan değeri sıfır çıkmış. Yani bu da demek oluyor ki, tipik bir mamada bu maddeler hiç tespit edilemeyecek kadar azdı (yani ölçüm cihazının görebileceği değerlerin bile altındaydı). Peki arsenik? Evet arsenik gerçekten tespit edilmiş fakat miktarı 5.5 ppb yani milyarda bir parçaymış. Bu da, Çevre Koruma Ajansı'nın içme suyu için belirlediği güvenlik limitlerinin bile çok altında kalan bir değer. Clean Label Project, eser miktardaki metalleri alıp, sanki bebekleri zehirleyecek klinik bir tehditmiş gibi pazarlamakla, gerçeği çarpıtmakla suçlandı. Şuanki güncel araştırmaya da bu gözle bakabiliriz belki.


Eleştirilerin kaynakları (bazıları PDF şeklinde olduğu için basılı tutup yeni sekmede aç diyerek bakabilirsiniz):


https://bsmpartners.net/insights/a-scientific-review-of-clean-label-projects-report-on-heavy-metals-in-dog-food/


https://en.allpetfood.net/entrada/a-scientific-review-of-clean-label-project-s-report-on-heavy-metals-in-dog-food-56264


https://www.petfoodprocessing.net/articles/20958-pfi-warns-clean-label-project-cat-food-study-could-mislead-cat-owners


https://www.petfoodindustry.com/news-newsletters/pet-food-press-releases/press-release/15817220/pet-food-institute-statement-on-clean-label-project-dog-food-study


https://www.petfoodindustry.com/blogs-columns/adventures-in-pet-food/blog/15819524/clean-label-project-redux-weve-seen-this-playbook-before


https://www.feedbusinessmea.com/2026/10/07/clean-label-project-finds-heavy-metals-in-most-cat-food-sample


https://www.nutraingredients.com/Article/2020/08/12/Clean-Label-Project-goes-into-defense-mode-after-business-model-questioned


https://www.foodnavigator.com/Article/2020/09/03/Pharmavite-sues-Clean-Label-Project-over-running-alleged-protection-racket


https://storage.courtlistener.com/recap/gov.uscourts.cacd.793603/gov.uscourts.cacd.793603.28.0.pdf


https://www.courtlistener.com/docket/18199552/1/pharmavite-llc-v-clean-label-project-foundation


https://www.petfoodindustry.com/news-newsletters/pet-food-news/article/15463929/clean-label-project-earns-from-low-rated-pet-food-sales


https://www.miamiherald.com/living/health-fitness/article181355646.html


https://www.popsci.com/baby-food-chemicals-study


https://www.snopes.com/news/2017/10/26/baby-food-arsenic


.


Sadede gelirsek; hiçbir kuruluşa, çalışmaya, ya da listeye körü körüne güvenmemek gerek. Gördüğünüz gibi Clean Label Project'in de ne kadar güvenilir ya da tarafsız olduğu tartışmalı bir konu. Ancak içerik okuma bağlamında sundukları "ağır metallar evrensel olarak bulunuyor", "balıklı mamalar daha fazla ağır metal içeriyor", "mamalarda bitkisel içerik arttıkça tarım ilacı kalıntısı kalma ihtimali de o kadar artıyor" gibi değerlendirmeler kabul edilebilir. Ancak yazının başında da dediğim gibi, bu durum test edilen 100 mama da 'zehirli' demek değil. Nitekim bilimsel bir hakem değerlendirmesi yapılmamış, kedilere zarar vereceği yönünde herhangi bir kesinlik ifade etmiyor. Dolayısıyla burada felaket tellallığı yapmaya gerek yok. Yani bu çalışmaya aşırı bilimsel bir anlam yüklemeden, tüketici rehberi gözüyle bakarsak sorun olmayacaktır :) En nihayetinde asıl soru; bu düzeylerin tek sefer değil, 15 yıl boyunca her gün maruz kalan kediler için ne ifade ettiği. Evet mevcut limitler var; fakat 15 yıllık ömür boyu maruziyeti esas alan daha kapsamlı verilere ihtiyacımızın olduğu da açık. Yazım biraz uzun olmuş olabilir ama umuyorum ki her konuya değinebilmişimdir. Herkese iyi forumlar diliyorum 🙏 🐾

Gurkanh
Gurkanh

853

Gördüğünüz her şeye elinizde tuzlukla koyuyorsunuz. Günlerdir clean label Project denen "tarafsız" kuruluşu araştırıyorum. Clean Label Project'in tüm araştırmaları, bilimsellikten uzak, sansasyon yaratmak ve ticaretini sürdürmek üzerine kurulu. Bu rapor da öyle. Yüksek, düşük derken neyi referans aldıkları belli değil. Sadece bir takım değerler buluyorlar (doğal olarak. Çünkü doğada her şeyde eser miktarda ağır metal bulunur) ve bu değerlere göre hicbir referans degere bakmadan bir skala oluşturuyorlar ve bu uydurma skalaya göre "yüksek", "orta", "düşük" diye markaları damgalıyorlar. Güvenilir bir arastirma kuruluşu imajı (maskesi takarak) oluşturarak da isim duyurmaya çalışan yeni yetme ya da küçük çaplı markalara "temiz içerik" sertifikası satıyorlar. Kaldı ki, raporda yer alan en yüksek değerde ağır metallerin miktarları FDA, AAFCO, NRC, FEDIAF gibi saygın kuruluşların belirlediği sınırın onlarca kat altında. Bu kadar eser miktarda ağır metalin zamana bağlı birikimle evcil hayvanlarda zararlı olup olmadığı, tolere edilip edilmedigi, ne zararı olabileceğine dair hiçbir bilimsel veri YOK. Rapor tamamen sansasyon yaratma amacı güdüyor. Bilimsellikten uzak, doğrulanabilmesi için gerek hiçbir ver yok. Paylasmıyorlar. Ben yaptım oldu meselesi yani. Böyle araştırma olmaz, böyle bilim olmaz, böyle rapor da olmaz.

Poncimin
Poncimin

116816

Bu arada @Sehrazad, bu sıralamayı nereden buldunuz acaba? Çünkü bahsi geçen Clean Label Project'in 2 Ekim 2026 tarihli güncel çalışmasını paylaştım. Gördüğünüz gibi içerisinde herhangi bir sıralama yapmamışlar. Yani birebir yazdığınız gibi bir sıralama göremedim. Clean Label Project'in başka tarihli bir çalışmasından mı aldınız bunları? Ama eğer öyleyse arkadaş konuda güncel olan çalışmayı sormuş, eski tarihli bir çalışmayı vermek ne kadar doğru olur bilemedim. Ki Orijen Original Cat ve Acana Bountiful Catch gibi bazı mamaların adı bu çalışmanın içerisinde hiç geçmiyor bile. Yanlış anlamayın sizi sorgulamak için yazmıyorum ama eğer güncel çalışmada gözümden kaçtıysa bilmek isterim.

Gurkanh
Gurkanh

853

Üstelik bu raporda yer alan, 5 yıldız verdikleri, pazar payı bilenen büyük markalar kadar geniş olmayan 3 markaya rapor yayınlandıktan sonra "temiz içerik" sertifikası satısı yapılmış bile. Neye göre :)

Elocan75
Elocan75

1035

@Sehrazad benim şu anda moralimi bozan başka bir konu var.Kedim doğuştan burun delikleri çok küçük kanallarından birisi kapalı estetikle bile açılmazmış.cins kedi değil ama cins kedilerin burun deliklerinden daha küçük 1 haftadır sol gözü akıyor kahve rengi hangi kumu kullansam yok yine aynı ne yapacagım bilmiyorum

Soruya cevap yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.

Üye Ol Giriş Yap